14 Mart 2009 Cumartesi

geçmişimiz kazınır kaderimize

hayat hiçbir zaman ileriye doğru devam etmez aslında. geçmişten alır tüm esintilerini. acılarıyla, tatlılarıyla yapılan tüm hataların yollarında kesişir yeni umutlar hayalkırıklıklarıyla. eski hatalar, elimizde olanlar - ya da olmayanlarla, geleceğimiz geçmişimizle şekillenir aslında.
rengimiz küçük pisliklerle is tutar küçüklüklerde: çoğu zaman ana babanın kirlerinin vücudumuza temasından gelir bu isler önce. o islerle anılır, o islerle lakaplanırız sokaklarda. sonra islerimiz, işlerimize karışır; mutluluklarımıza, umutlarımıza, kariyerimize bazen, bazen de evliliklerimize... bir bakmışız elimizde olmayan kırıklıkların etkisinde islerimiz kirler bağlamış üst üste: isyanların, haksızlık adını taktıklarımızın karşı çıkmalarında, yeni yeni hataların kurbanı olmuşuz sinirlerimizin birer anlık etkilerinde. kirlerimizle grileşmiş, ya da siyahlaşmışız yaşam boyu yavaş veya hızlı bir şekilde. siyahsak, yaşamın üstümüze yüklediklerini kabul ederek sevmemeyi, hak diye bir şeyin olmadığını kabullenmiş mahluklar olmuşuzdur, griysek hiçbir şeyi kabullenememiş, sessizliğin hatalarında yavaş yavaş koyulaşıyoruzdur hayat boyunca...
( daha editlenmemiştir)

28 Şubat 2009 Cumartesi

-- HAYAT OYUNU --


Hayat oynar oyunları biz ne kadar hayatla bizim oynadığımızı düşünsek bile. onu en alaya aldığımız yerde açık ara geride götürdüğümüz oyunun tek ellik avansını veriyordur bize sadece. kendimizi binlerce parçaya bölmemizi ister her zaman bizden; birçok şeyi bir arada istememizi ya da yapmak zorunda olmamızı ister. ama insanoğlu fikrini, gücünü ve yüreğini parçalara ayırmak, aynı anda birden çok yerde olmak istedikçe düşer gerilere, iner eksilere. bazen aynaya bakar ve hayatın onunla nasıl da oynadığının izlerini görür durgunlaşan gözlerinde. bazen de sarhoş olur, uyuşur beyni ve hayatla alay ettiğini zanneder acınası halde ve çaresizce. halbuki onu yorgunluk sarhoşu eden de, arkadan bir de utanmadan gülen de o acımasız hayattır. bizi yaşlandıran, onun istediği kadar parçaya bölünüp her şeye yetişmeye çalışırken bizi yıpratan da hayattır bunu harika bir şekilde gizlese de.
Yaralarımıza yama yapalım diye, sırf ölmeden ayakta kalıp sürünmeye, ve onun kuklası olarak kalmaya devam edelim diye dostlar, sevgililer ve akrabalar gönderir biz ruhu kimsesizlere. yamalanırız yaşam boyunca, yine hayatın sayesinde. sonra gönderdiği dostların, akrabaların, yarların da parçalara bölünerek eksildiği her noktada, o yaralarımızı okşayanlar bu kez de tırnaklarlar o şefkatleriyle kapattıkları yaraları isteye isteye. ve acılar, daha büyük kıvranmayla kanarlar biteviye, taa ki biri yine daha sonra o yaranın üzerini kapatmaya başlayana kadar, tırnaklamak suretiyle.
Ve biz nefret ederiz hayatın bizi kanatmaya ve kan kaybından öldürmeye çalışmasından. her bir yeni acıda daha sert titreşir nefret duygularımız durmadan. onun oyununa gelmemek inatlarıyla yaşamaya devam etmek konusunda kendimizle bir kat daha fazla inatlaşırız! halbuki hayat bizden ölmemizi değil, onun eğlencesi olarak sürünmemizi istiyordur ilk nefes aldığımız andan beri. bu yaşama inadıyla hayata meydan okuyor değil, ona yardımcı çıkıp, sahasındaki acımasız oyuncular olmaya devam ediyoruzdur ki bundan haberimiz bile yoktur hiçbirimizin, taa ki bir başka acımasız oyuncu tarafından yere düşürüldüğümüzde, bizimle alay eden hayatın gücünün, bizi yerden kaldırmaya yetmeyeceği ana kadar...

10 Şubat 2009 Salı

uğruna zaman ayırdığımız her şey, uğruna ölebileceklerimizdir..


kısacık bır omrun ıcınde, ayarladıgımız tum planlardan, kurguladıgımız tum surprızlerden, verdıgımız tum sozlerden bızı ıster ıstemez uzaklastırıp, ıstedıgımız ya da ıstemedıgımız baska eylemlere yonlendırebılen, tahmın bıle etmedıgımız bır anda, belkı sırada tutmamız gereken onca sozumuz ya da uygulamamız gereken onca ıyılıgımız var ıken omrumuzu sonlandırabılen, dunyanın en acımasız gercegıdır hayat. bızı dızlerının dıbınde oynatır da fark ettırmez. sokaklara saldıgını dusundurur, tek basımıza ozgur kaldıgımızı hıssettırır de takıbını eksık etmez. kendı sokaklarında surundurur bızı hayat. omrumuzu kendısı ıcın heba etmemızı saglar ve memnunıyetle bunu ızler. ve kendı omrumuzu kendımız yuruttugumuzu dusunurken, hayatın kendı yaptıgı planlara hızmet etmemızı saglar ve bız bunu fark etmezken onemsız gozuyle attıgımız her adımımızın bıle yasama amacımız olabılecegını bıze hıssettırmeden, suresını zamanını seklını bılmedıgımız olumumuze bızı bırer bırer yaklastıran adımları atmamızı saglar. ıste hayatın bızı acımasızca surukledıgı her eylem; suresını bılmedıgımız o emanet bırakılan omrumuzden bır parca verdıgımız, belkı de bızı olumun esıgıne goturebılen o her eylem, ugruna oldugumuz seyler halıne gelıverır de hayat oyle acımasız bır haındır kı bunu bıle bıze bellı etmeden hukmunu kendı surdugu dunyada omrumuzun hakımının bız oldugunumuzu zannettırerek aslan gıbı kukrememıze, gorıl gıbı gerılmemıze "oyuncak olan ben degılım sızlersınız" dıye gulerek omrumuzle oynarken, attıgımız her adımımızla da kahkahalarla alay eder.

5 Ocak 2009 Pazartesi

Dükkanı -süresiz- kapattık:(

Bu aralar yazarkasa yazmıyor. Bu aralar dediğim de baya bi oldu. Dersleri yoğun, vakti az, iş güç falan fişman bir sürü bir sürü...

O yazmayınca benim de keyfim olmuyor, bu iki yazarlı blogun keyfi kalmıyor.

Hem yazarakasa'sız dükkan mı olur? Ben kapatmasam maliyeciler kapatır vallahi...

Bu yüzden dükkanın kepenklerini indiriyorum. :(


Süresi belli değil ey okur, ben bir süre pürdikkat deyip gezeceğim. Yeniden hadi yazalım bir sürü bir sürü diyene kadar yollardayım...

22 Ekim 2008 Çarşamba

durmayan blog!

dünyaya güzel bir açıdan bakan, tasarıma, yeniliğe, fikir üretmeye açık çok sevdiğim bir güzide insanın zihin açıcı blogu:

http://stoptheraininginmyhead.blogspot.com/

her gün bir doz almalı derim. benim gibi...

ying yang bozuk para çantası!

geçen gün okulda bir arkadaşta gördüm: ying-yang bozuk para çantası!

ying yang felsefesi malum herkes bilir; her iyiliğin içinde bir kötülük, her kötülüğün içinde bir iyilik vardır. siyah içinde bir beyaz, beyaz içinde bir siyah nokta... işte bunu bir bozuk para çantası çekline çevirmişler.
dikkatimi çeken şey ise para koymak için açacağınız fermuarın siyah bölüm dahilinde olması. yani para kötülük demek, ama içinde bir iyilik de taşımıyor değil.

bunu yapanlar düşünerek mi koydu o fermuarı o tarafa, yoksa bilmeden mi böyle bir şey ortaya çıktı; bilinmez. tek gerçek, para çantasının da onayladığı tek gerçek, para kötüdür:)
***
tabi merakıma yenilip google'da aratmaya başladım bir de. ying yang motifi kullanılan nice ürün var. ama kahvaltı tabağı dikkatimi çeken şey oldu. mesela siyah tarafa kalbe zararlı ama ufak bir faydası olan bir yiyecek mi konulmalı? Ya da tam tersi beyaz olan yere çok faydalı ama ufak bir riskle insanı kötürüm bırakabilecek bir şey mi saklanmalı?
Karar veremedim. İçinden çıkılmaz...

10 Ekim 2008 Cuma

gülten'in "üç maymun"u

komşumuzun tatlı kızı, hanımkızımız gülten:) poz vermeyi, fotoğraf çektirmeyi seviyor. bir sürü fotoğraf çektiriyor, canı sıkılınca "üff bu kadar yeter, ben gidiyorum!" deyip evine gidiveriyor.
ama en güzel yanı sürekli poz verdirmek zorunda olmamanız. hem değişik bir poz veriyor, hem de doğal ve naif görüntüsü hiç bozulmuyor. böylece bir sürü güzel kare çıkıyor.
ama yine de bunu bir denemek istedim. dediklerimi gülten gülerek yaptı ve üç maymun serisi ortaya çıktı. bu da gülten'in "üç maymun"u... güzel ve yalnız ülkesine...